Ey oğul ağzımda senin ateşinden bir ateş var.
O ateşin beni nasıl yandırdığını söyleyemem zira dilime yüzlerce mühür vurulmuş ,bağlanmış.
Benim öyle gizli şulelerim alevlerim var ki o şuleler iki dünyayı da bir lokma eder,yutar;eğer şu dünya tamamıyla yok olsa ne gam;benim yüzlerce gizli dünyam var.
Ey oğul!
Gözlerümden akadursun durmasun yaşum benim
Ya ne içün saklaram şimden gerü başum benim
İçtiğüm hûn-i cigerdür yedigüm derd ü elem
Türlü türlü matbâğ-ı dilde pişer aşum benim
Ey felek çarhun bozılsun olasun âhır harab
Nitekim odları yaktun bu içim taşum benim
Çektiğüm bâr-ı gamı çarhun kattarı çekmeye
Gelmedi bu vâdi-yi mihnette padaşum benim
Ey Muhibbî tâ ölünce işbu derde çâre yok
Bahr olsa yeridür şimden gerü yaşum benim
((Gözlerimden aka dursun, durmasın yaşım benim
Ya ne için saklarım bundan böyle başım benim
İçtiğim ciğer kanıdır, yediğim dert ve elem
Türlü türlü pişer gönül mutfağında aşım benim
Ey felek çarkın bozulsun, olasın âhır harap
Nitekim ateşlere yaktın, bu içimi dışımı benim
Çektiğim gam yükünü, feleğin çark katarı çekemez
Gelmedi bu sıkıntı vadisinde benzerim benim
Ey Muhibbi ta ölünceye kadar, iş bu derde çare yok
Deniz olsa yeridir bundan böyle göz yaşım benim))